Bir galeri dolusu portre

28 Apr 2008 yazar admin

Sevin Okyay, 15/05/2004, Radikal sanat
Belki de bu yazının başlığı “Alp ve diğerleri” olmalıydı. Gerçi bu köşe, hatırlarsınız, aslında bir portre köşesi değildi. Başlangıçta gezme tozma, muhtelif mekânlar, bir tutam insan ve çokça kedi vardı burda. Ne var ki, kendiliğinden bir portre köşesine döndü. Doğrusu, sokaklarımdan da bütün bütün vazgeçmiş değilim (hele havalar düzeleli beri)… Ufukta bir “ilkyazda Erenköy civarı” yazısı görünüyor gibi.
Evet, belki de bu yazının başlığı “Alp ve diğerleri” olmalıydı. Resimlerin insanın hayatına aniden girmek gibi tuhaf bir özellikleri var. Gerçi sinemanın, edebiyatın karakterleri de hayatınıza girebilir ama yanları sıra bir sürü de kişisel tarih, özellik, sorun vesaire getirirler. Oysa resim karakterleri size oldukları gibi gelir. Onları istediğiniz hayat hikâyeleriyle donatmak da size kalır. Hikâye anlatmaya, yaratmaya meraklı kişi için bulunmaz bir nimet.
Geçen Pazar, Anneler Günü’nün bir cilvesi olarak bir yakınımızın annesine kahvaltıya giderken, sevdiğim insanlarla bir sabah geçirmeyi düşünüyordum sadece. Bir de, Rumelihisarı’nın cazibesini. Çünkü ikramcı evsahibemiz, Rumelihisarı’nda, nefis deniz manzarası olan bir evde oturuyordu. Balkonun ve ikramın tadına bir iyice vardıktan sonra (Agob’un kazı meselesi) sahile yürüdük. Evsahibemiz bizi bir resim sergisine götürdü. HisarT galerisinde portreler, resimler, bir galeri dolusu insan… Zulal Üşenmez Ertürk’ün sergisi. Keşke daha önceden haberim olsaymış da, geçen haftanın köşesine yetiştirebilseymişim. Çünkü sergi 10 Mayıs’ta bitti.
Alt katta daha çok kadınlar vardı. Koridoru dönünce, Alp’le karşılaştım.
Çok çekici iki portre, öte dünya ışıklı bir yüz, bir elf burnu, gözüme nakşolmuş bir küpe. Bir maceraperest, yoksa bir gemici mi? Belki de bir öte dünya hazineleri avcısı. Üst katta da başka Alpler vardı. Meğer Heykel bölümündenmiş, Ertürk onu sık sık model olarak kullanırmış. Ama ben kendi hikâyelerimi çoktan yazmıştım bile. Sonra Doğan var. Önce Erman ve Alen’le bir resimlerini gördük. Kalender, biraz tombiş, başında gözlerine kadar inmiş yün bir başlık, hafif eğilmiş, iyi iyi bakıyor. Sonra tek başına bir resmi vardı. Görür görmez, “Hah, Doğan!” dedim. O sırada, daha önce resmini gördüklerimi tanıma oyunu oynamaya başlamıştım. İşte Doğan… Yazlıktaki cana yakın ağabey. Arkadaşlarıyla takılır ama, çocuklara da iyi davranır. Severiz onu. Erman da iyidir (onun da tek başına bir resmi vardı), ancak farklıdır. Komiktir bir kere. O da bizi sever ama kafasında bir muzırlık varsa, kimseyle ilgilenmez. Hatta fark etmez bile.
Duvarın dibindeki graffitici çocuklara benzemezler. O çocuklar da merdivende oturan liseli kızlarla ilgilenmiyor ama. Kızlar artık küçüklükten çıktı çıkacak yaşta. Bacaklarını öyle tuhaf bir rahatlıkla uzatmışlar, hayli baştan çıkarıcı bir halleri var. Ama dedim ya, çocukların sırtı dönük. Başka kızlar da var: Ekose etekli, yelekli, botlu Norda, merdivenin trabzanına dayanmış, dirseği çiçeklere değiyor. Liza da okullu, baklava desenli uzun beyaz çorapları var, o da ekose etekli. Aynı etek, belki de aynı okuldalar Norda ile. Lena da onlarla yaşıt gibi, hatta daha küçük. Onunki portre, ne giydiğini, yakası dışında görmüyoruz. Mahçup bir kıza benziyor.. Marilla da var ama, o büyük. Kanapeye uzanmış, göbeğinden bir şerit açıkta, parmağını ağzına sokmuş, muzip muzip gülümsüyor. Bir de Sercan, en az üç resimle. İkisinde gözlüklerini takmış, dalgın dalgın bakıyor. Hatta, evet, hülyalı. Birinde ise, ayakta, eli cebinde (elini cebine sokmayı seviyor, yoksa ellerini nereye koyacağını bilemiyor mu?) cep telefonuyla meşgul. Orada yüzü daha farklı, hem de gözlüksüz. Sonra bir şeyler okuyan, gene gözlüklü, sakallı Halil (ciddi görünse bile, güleçtir aslında). Bir de ressamın kendisi. Elinde bir sigara, kanepeye mi ne, oturmuş, uzak uzak bakıyor. Küçük kataloğa bir tanıtım yazısı yazan Taner Ceylan da, “Onu görürsünüz, yaşadığını bilirsiniz, ama o burada değildir, varlığından ikna olamazsınız,” demiş zaten. Ceylan hem Zulal Üşenmez Ertürk’ü, hem resim karakterlerini anlatmış, resimlerdeki etkilerden, bazı benzerliklerden söz etmiş. Ben sadece resimlere bakmayı seven biriyim (cetvelle düz çizgi bile çizemem), insanlıysa eğer, o insanlar kafama takılır. Ertürk’ün karakterleri bende daha çok kimiz, nerden geldik, nereye gidiyoruz? duygusu uyandırdı. Bir de Hopper’ı hatırlattılar bana. Onun insanlarını. Sessiz ve yalnız, gülümseseler bile. Yoksa bu tanım ressama mı ait?

Kategori Basın, Makale, Sergi | Yorum yok »

Figür

26 Apr 2008 yazar admin

Figürü resmin merkezi haline getirmek öncelikle resme taraflı bir bakış açısı getirebilir.

Ancak bir figür resmin içine girdigi anda kazandığı anlam belki de bana resim yaptıran en güçlü etkendir.

İnsanları ve onların ardındaki hayatları izlemenin her zaman benim için bir cazibesi olmuştur , bu izleme halinin tıkandığı yerde resimler ortaya çıkar.Böylece artık başkalarına bakmanın zamanı gelir.Figür benimle resmim arasinda uzlaşma sağlayan bir tür arabulucu görevi üstlenir, resim ise hayatla benim aramda bu görevi sürdürür.

Kategori Makale | 1 Yorum »

Resim Galerisi 5

24 Apr 2008 yazar admin













Kategori Resimler | 1 Yorum »

Resim Galerisi 4

24 Apr 2008 yazar admin






















Kategori Resimler | 1 Yorum »

Resim Galerisi 3

23 Apr 2008 yazar admin






















Kategori Resimler | Yorum yok »

Resim Galerisi 2

23 Apr 2008 yazar admin





















Kategori Resimler | Yorum yok »

Resim Galerisi 1

23 Apr 2008 yazar admin






















Kategori Resimler | Yorum yok »

Özgürlük Alanım

23 Apr 2008 yazar admin

Bir ressamın gerçek özgürlük alanının paletini tuvaline aktarırken yaşadığı zaman olduğunu düşünürüm. En azından kendim için böyle olduğunu fark edebiliyorum. Şöyle diyebilirim paletimi kendim tuvalimi de yaşam alanım olarak görürsem orda oluşan koridor ve geçen zaman benim gerçek özgürlük alanımdır.

Bu alana ihtiyaç mı duydum yoksa zaten var mıydı bilemem, ancak hatırladığım kadarıyla gördüğüm herhangi bir olayın veya sadece bir biçimin bende uyandırdığı heyecan ve merak duygusunun beni resim yapmaya ittiği bu süre içinde zamanın durduğu ancak çalıştığım yüzey üzerinde başka bir zamanın aktığıdır ve bu şekilde devam etti. Peki, neden insanın resmini yapıyorum? Burada da pek değişen bir şey yok, insan hep vardı, başka nasıl olabilir? Hayatımda elime ilk kedi yavrusunu on sekiz yaşımda aldım.

Resmimin temelini çok basitçe beçimin kendisi oluşturuyor. Çünkü biçimin yaşayan varlık olarak hergangi bir halini merak ediyorum, çünkü resim yapmayı seviyorum.

Resmin bana sunduğu her bir değeri seviyorum. Boyayı, boyanın kokusunu, fırçalarımı, tuvalimi, resmini yaptığım insanları, ama en çok çizgiyi, rengi, rengin sonsuz dünyasını, ışığı, gölgeyi seviyorum. Bütün bunları bir araya getirip bir resim ortaya çıkarmak öncelikle akıllıca bir kurgu oluşturmaktan geçse de aslında ortaya çıkan sonuç sadece beni (ya da resmi yapan herkimse) ifade eden bir dildir.

Orada ne olduğumu size söylerim. Ben buyum, bu kadarım ne daha az, ne daha fazla, özgürlüğüm de gerçeğim de budur.Bir ressamın gerçek özgürlük alanının paletini tuvaline aktarırken yaşadığı zaman olduğunu düşünürüm. En azından kendim için böyle olduğunu fark edebiliyorum. Şöyle diyebilirim paletimi kendim tuvalimi de yaşam alanım olarak görürsem orda oluşan koridor ve geçen zaman benim gerçek özgürlük alanımdır.

Bu alana ihtiyaç mı duydum yoksa zaten var mıydı bilemem, ancak hatırladığım kadarıyla gördüğüm herhangi bir olayın veya sadece bir biçimin bende uyandırdığı heyecan ve merak duygusunun beni resim yapmaya ittiği bu süre içinde zamanın durduğu ancak çalıştığım yüzey üzerinde başka bir zamanın aktığıdır ve bu şekilde devam etti. Peki, neden insanın resmini yapıyorum? Burada da pek değişen bir şey yok, insan hep vardı, başka nasıl olabilir? Hayatımda elime ilk kedi yavrusunu on sekiz yaşımda aldım.

Resmimin temelini çok basitçe beçimin kendisi oluşturuyor. Çünkü biçimin yaşayan varlık olarak hergangi bir halini merak ediyorum, çünkü resim yapmayı seviyorum.

Resmin bana sunduğu her bir değeri seviyorum. Boyayı, boyanın kokusunu, fırçalarımı, tuvalimi, resmini yaptığım insanları, ama en çok çizgiyi, rengi, rengin sonsuz dünyasını, ışığı, gölgeyi seviyorum. Bütün bunları bir araya getirip bir resim ortaya çıkarmak öncelikle akıllıca bir kurgu oluşturmaktan geçse de aslında ortaya çıkan sonuç sadece beni (ya da resmi yapan herkimse) ifade eden bir dildir.

Orada ne olduğumu size söylerim. Ben buyum, bu kadarım ne daha az, ne daha fazla, özgürlüğüm de gerçeğim de budur.

Kategori Makale | Yorum yok »

Karşı Sanat Basın Duyurusu

23 Apr 2008 yazar admin

Karşı Sanat Çalışmaları Nisan ayında Zulal Üşenmez Ertürk ve Halil Yavuz Ertürk’ün ortak resim sergisini sunuyor. Sergi 17 Nisan Perşembe günü açılacak ve 10 Mayıs 2008’e kadar açık kalacak.

Mimar Sinan Üniversitesi Resim Bölümü’nden 95 yılında mezun olan Ertürk ailesi,

ikinci kişisel sergilerini eş zamanlı olarak KARŞI SANAT ÇALIŞMALARI’nın Gazeteci Erol Dernek Sokak’da yeni taşındıkları galerisinde birlikte açıyorlar.

Zulal Üşenmez Ertürk “Bir ressamın gerçek özgürlüğü, paletini tuvaline aktarırken yaşadığını” söylüyor. “Paletimi kendim, tuvalimi de yaşam alanım olarak düşünürsek, orada oluşan mekân ve geçen zaman benim gerçek özgürlük alanımdır” diyor. Sanatçı “… hatırladığım kadarıyla, gördüğüm herhangi bir olayın veya sadece bir biçimin bende uyandırdığı heyecan ve merak duygusunun beni resim yapmaya ittiği, bu süre içinde zamanın durduğu ancak çalıştığım yüzey üzerinde başka bir zamanın aktığıdır…” “…Peki, neden insanın resmini yapıyorum? Burada da pek değişen bir şey yok, insan hep vardı, başka nasıl olabilir? Hayatımda elime ilk kedi yavrusunu on sekiz yaşımda aldım” diyerek resimlerini anlatıyor.

Eleştirmen Suphi Yürek, Halil Ertürk’le ilgili olarak şöyle yazıyor:

Halil’in resimlerini oluşturan en önemli malzeme, günlük yaşama tanıklık yapan anların dönüşümüdür. Resimlerinin konularını ailesi, arkadaşları, dostları ve yakın çevresi oluşturur. Bu yaşamın görünür merkezidir. Bilmediği hiç bir şeyin, hiç bir kavramın peşinde değildir. Resimlerinin alt yazılara, açıklamalara ihtiyacı yoktur, aileniz kadar gerçektir. Bu gerçeklik kadar yalın ve içinden çıkılamazdır.

Resimlerinin ana merkezi ise yüzeysel ve görünüşteki mutluluğun arkasındaki gerilimler ve huzursuzluklardır.”

Halil’in resimlerini, günlük yaşamın duygularını, semboller ve ikonlar kullanmadan,

kendi kalender dünyasından sadece ve sadece resimsel olan ile bizlere aktardığı için önemli buluyorum”

Sergi Pazar günleri hariç 11:00-19:00 saatleri arasında izlenebilir.

Bilgi için:

Ayşe Çetinkaya

KARŞI SANAT ÇALIŞMALARI

Gazeteci Erol Dernek Sokak

Hanif Han, No 11, Kat 3, Daire 4

Beyoğlu İSTANBUL

Tel: 212.245 71 53

karsi@karsi.com

Kategori Basın, Sergi | Yorum yok »

Karşı Sanat Resim Sergisi

23 Apr 2008 yazar admin

Karşı Sanat Çalışmaları Nisan ayında Zulal Üşenmez Ertürk ve Halil Yavuz Ertürk‘ün ortak resim sergisini sunuyor. Sergi 17 Nisan Perşembe günü açılacak ve 10 Mayıs 2008′e kadar açık kalacak. Sergi, Pazar günleri dışında hergün 11:00-19:00 saatleri arasında izlenebilir.

Kategori Sergi | Yorum yok »